“Şiir hayattan beslenir.” Böyle mi demeliyim. Kuşkusuz içindedir şiir hayatın, hayat da şiirin. Hayat doğumla başlar, şiir de. İkisi de bir oluşum sürecidir. Bu süreçte ortaya çıkansa o kadar benzer ki birbirine. Aynı sancı vardır ikisinde de; yaratı sancısı…
Bebek anne rahmine nasıl düşerse, şiir de öyle düşer şairin zihnine. Kimisi planlıdır bu bebeğin/şiirin, kimisi kazara. Ama öyleleri vardır ki, ne kadar önlemeye çalışsanız da engel olamazsanız oluşumuna. Bebeği düşünün; anne karnında gelişir sürekli, annenin yedikleriyle beslenir, büyür, hisseder kendini taşıyanın hareketlerini. Anne üzgün mü; bebeğe de bulaşır bu ister istemez. Anne mutlu mu; bir kıpırtı içerilerde, derinlerde… Bir de şiiri düşünün; şairin yedikleriyle beslenir o da. Günler, geceler boyu bütün sıkıntılarını taşır şairin, büyür, olgunlaşır. Elleri, ayakları, gözleri oluşmaya başlar zamanla. Bebek büyüdükçe şiir de sığmaz olur şairin yüreğine…
Zamanı gelmiştir artık. Bebek sancılarıyla başlar gelmeye. Zorlar annenin bedenini, yorar. Şiir de öyle, şair öyle bir sancı çeker ki, şiiri nasıl salıvereceğine karar veremez bir türlü. Hep bir tedirginlik, bir kuşku. Şiir tamam mıdır acaba, bitirmiş midir oluşumunu, maazallah ya sakat doğarsa, nasıl bir şey olacak acaba? Yani bu noktada pek bir farkı yoktur şairin anneden…
Sancılarla atlatılan doğal doğumlar bir yana, bir de sezaryen girer işin içine. Bebek çıkamaz bir türlü, ya da ters gelmeye kalkar dünyaya. Gerçek şiir de budur galiba; dünyaya daha baştan ters gelen şiir! Zaten ters olması değil midir şiiri şiir yapan? Şiir çıkmaz istemez bir türlü, şairin zihninde hâlâ kanar, kanatır bir şeyleri. Ortaya çıkışı bu kadar zor olan şiirin, varın siz düşünün dünyadaki hâlini…
Bir de ölü doğumlar vardır ister istemez. Düşünmek bile istemez insan annenin/şairin durumunu. Sen o kadar zaman içinde besle, yavaş yavaş sula, hep onu düşün; ama o hiç olmamış gibi çıkıp gitsin hayattan ve sadece sancılarını bıraksın sana.
Ölü şiirler nereye gömülürler acaba?
Tüm bunların yanında bir de gönüllü, keyfi sezaryenler var değil mi? Nedense bazı anneler çekmek istemez bu sancıyı, bazı şairler de. Hemen, ağrısız, sızısız dünyaya gelsin isterler ürettikleri. Bu kadar basit midir sizce? Acısı, sancısı değil midir şiiri olgunlaştıran. Aslında bu ölü doğmuş şiirden de hüzünlüdür bence. Ölü doğumlar yeni şiirleri harekete geçirir belki; ama kolay şiirler nedense hep eksik şiir gibi gelir bana.
Ölü doğum, ölü şiir dedik ya; bir de yıllar sonra, yani şiir büyüdükten, okullara gittikten sonra ölmesi gibi bir gerçek var hayatımızda. Siz o kadar yıl büyütün şiiri, yanınızda gezdirin, iyiyle kötüyü ve birini tercih etmesini öğretin; ama bir gün sanki hiçbir şey olmamış gibi çekip gitsin şiir atlasından, sizden başka kimde hatırlamasın onu. Bu daha da acıdır belki, daha da yaralayıcıdır, kim bilir?
Dikkat ederseniz, anne karnında düşen çocuktan hiç bahsetmiyorum.
Nasıl ki çocuk dikkatli bir şekilde büyütüldüyse şiir de kalıcı olur şiir evreninde. Çocuğuyla gururlanan anneleri düşünün; bir de unutulmayan şiirleri. İkisi de aynı süreçleri yaşamıştır oysa. Sancılarla dünyaya gelmişlerdir, dertleriyle üzmüşlerdir kendini yaratanları, kanatmışlardır; ama sonunda sımsıkı dururlar işte hayatın karşısında. Bir gün ölseler de kolay kolay unutulmazlar.
Çok sevdiğim şair bir büyüğüm, Türk şiirinde kadın şairlerin az olmasını kadınların sıkıntılarını içlerinde çok fazla tutamamalarına, başka kadınlarla hemen paylaşmalarına bağlamıştı bir seferinde. Erkeklerse acıyı kendi içimde yaşıyor, büyütüyor, kâğıda dökme gereği duyuyordu, ona göre. Bu düşünce pek doğru bulduğum bir görüş olmasa da; kadın şairlerin az olması konusunda benim de söylemek istediğim bir şey var aslında: yazının başından beri üzerinde durduğum “sancı”. Belki de kadınlar çocuk sancısının ağrısını bildikleri için uzak duruyorlardır yeni bir sancıya, şiir sancısına…
Yine de ben; büyük sancılarla, ağrılarla ortaya çıkmış şiirler bekliyorum onlardan. Yeter ki gönüllü bir sezaryenle doğurmasınlar çocuklarını, kıymetini bilsinler o acının. Sonuçta o acı o kadar yakın ki şiirin acısına. Hem çocuk annesi olsunlar istiyor insan, hem de şiir annesi. Ne mutlu ikisini birden başaranlara…
gökhan arslan
* Mühür 25, Mayıs-Haziran 2009
13 Temmuz 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder