13 Temmuz 2009 Pazartesi

attar'ın kuşları

attar’ın kuşları

enis batur’a…

attar’ın göğe yazdığıdır bu; otuz kuş birden olmak
kağnı sesinde yakalanan şiddet
kum falında yitirilen telaş
mantığın kuşları dolanırken bağdat’ın üstünde
yatılı bir yalnızlıkta öğrenilmiştir zulüm
su bu yüzden arınır kendi inceliğinden
bir kervan aynı ayı dolanır durmadan

hemşerisi olmayan bir şehir gibi kalmak
böyle diyorlar bütün doğu lehçelerinde
ve bir incirin sabrıyla deniyorlar ölümü

otuz kuş birden bakar külün üstüne
tam otuz devletten kaçırılan hüküm
bir rüzgârın sesiyle yazılır dağın örtüsüne
çocuk olmak geç doğmaktır doğuda
ve geç kalmaktır çağın dış sesine
oysa yırtılır gömlek, âdettendir
indirir perdelerini yangınında yüzünü gören şehir

âh kibir, kılıçtan geçirilse de incelmeyen
dereye bıraksan gitmez, çökmez suyun dibine
ihanet, bir ağacın gövdesine kazınmışsa ihanettir
âh kibir, kimdir şimdi bu göğü sorgulayan
attar’ın kuşları ağır bir yük gibi taşırken acıyı
verilen cevapların teni elbet kanayacaktır
ve hep dolaşımda kalacaktır ağıt

attar’ın suya bağırdığıdır bu; otuz kuş birden uçmak
tam otuz defa yığılmak toprağa
bir yara izini otuz defa yağmalamak
yıkılan evlerin boşluğunda gezinen ıslıktır
kimden geldiği bilinmeyen mektuptur, kahırdır
otuz kuş birden durmak
otuzunda birden göç müptelası köylerin

bağdat’ın kuyusu, her şiirin gayyasıdır
huyudur bu, anısıdır tozuyla sevişen bâbil’in

düşen bir kent nereye düşer
belki yorgun bir halkın kalbine
hiç anlatılmayan bir söylencenin diline
kızıllığına durmadan ağlayan bir vaktin
ne düşer vurulmuş bir kentten otuz kuşun payına
sıradan bir insan gibi dolanırken aramızda
ebu garib’in dilsiz hayaleti
biz şimdi ne kadar benziyoruz kendimize
kısaltmalar cumhuriyetiyiz oysa
ne giysek bol geliyor üstümüze
bak işte, hâlâ duruyor or’da
simsiyah erguvanlar içinde felluce

attar’ın toprağa fısıldadığıdır bu; otuz kuş birden ölmek
tam otuz dilde yaşamak talanı
talandan kalan hasat, kırmızı bir dumandır yalnızca
yanında sürükler kederli bir kaderi
tam otuz adımda vardığı ölümü
bir hastalık gibi bulaştırır haritalara
attar’ın otuz kuşu, otuz balığı ibrahim’in
tam otuz yusuf’tur kuyularda
bir hücre gibi yayılır doğu(m) sancısı

artık attar da atlar bir işgâlin uçurumundan
ve otuza katlar yarasına bastığı mendilini

attar’ın kendi içine söylediğidir bu
ben otuz kuşla besledim bir şehrin yetimliğini

gökhan arslan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder